İki hafta önce Eskişehir’deydim. Bu ilk gidişimdi. Spontane bir kararla gittiğim için hazırlık yapmaya zamanım olmadı. Bir gün önce karar verdim, ertesi sabah İstanbul’dan otobüsle yola çıktım ve 5 saatlik bir yolculuk sonunda öğleden sonra ordaydım.

Eskişehir’de 2 gün geçirdim ve toplam 9 saatten fazla yürüdüm. Dolayısıyla da şehri gözlemlemek için oldukça zamanım oldu diyebilirim. Eskişehir ile ilgili bir yazı yazmak için masa başına oturdum, fakat sadece izlenimlerim tek başına bir yazı olacak kadar uzun olunca, ikiye bölmeye karar verdim. Bu yazıda ilk izlenimlerim ve gezdiğim yerler var. Sonrakinde ise neler yedim, neler aldım onları yazacağım.

eskisehir_mbcb_02

48 saatlik Eskişehir izlenimlerim:

– Türkiye’de gördüğüm az sayıdaki medeni şehirden biri. İlk dikkatimi çekenlerden birkaçı; tramvayda çocuk arabaları için ayrı bölümler var ve boş olsa da insanlar buralarda durmuyorlar. Hatta bunun için özen gösterdiklerine ve birbirlerini uyardıklarına şahit oldum. Ayrıca yaşlılara yer vermek konusunda da fazlasıyla duyarlılar.

– Üniversiteler nedeniyle genç nüfus çok fazla, her yerde gençler var.

– Büyükşehir olsa da birkaç saat içinde yürüyerek şehri gezmek mümkün.

– Gastronomik anlamda oldukça zengin ve kozmopolit. Sebebi, 10’dan fazla farklı topluluğun (Abaza, Boşnak, Çerkes, Kürt, Manav, Muhacir, Pomak, Tatar, Türkmen ve Yörük) uzun yıllardır bir arada yaşıyor olması.

– Şehrin genelini düşününce zevkli diyemem ancak ciddi rahatsızlık verici bir yapıya da rastlamadım.

– Gece hayatı, İstanbul’dan sonra gördüğüm en renkli şehirlerden biri. Hiç bilmeseniz bile akşam oldu mu gençleri takip ettiğinizde barlar sokağına ulaşıyorsunuz. Her zevke göre bir yer var. İstanbul’da olup Eskişehir’de de şubesi olan gözümü ilk takılan yerler: Yılların Hayal Kahvesi, sonra Peyote, Benzin, Sensus Şarap & Peynir.

– Güvenli bir şehir. Gece geç saatte sokaklarda rahatlıkla yürebiliyorsunuz. Ben en azından hiçbir tatsız olaya şahit olmadım. Dolaşanlar da gayet rahat görünüyorlardı.

– 2013 yılı Türk Dünyası Kültür Başkenti Eskişehir’miş ve 21 Mart 2014’te kapanışı yapılmış. Sanırım bundan dolayı şehirde çok fazla turist vardı.

– Odunpazarı bölgesinde çok sayıda ev kentsel dönüşüm kapsamında restore edilmiş ancak biraz arka sokaklara gidince sırada bekleyen daha çok sayıda ev olduğunu gördüm. Dönüşüm geçiren bu evler genellikle mavi, yeşil ve sarı tonlarında boyanmış; belli ki bir skala belirlenmiş. Bunlar rahatsız edici olmasalar da eski evlerin renkleri çok daha güzel, hatta ilham verici. Özellikle kapı renkleri dikkat çekici. Böylesi renkli bir mahalle daha önce görmemiştim. Eskişehir’de zamanımın büyük kısmını bu mahallede geçirdim. Ona rağmen bitiremedim; daha görmediğim çok yer var. Sanırım tekrar gideceğim.

Odunpazarı ile ilgili kısa bilgi: Bizans döneminde Dorylaion şehri olarak bilinen ve 1176 yılında Selçuklu hükümdarlarından II. Kılıçarslan tarafından fethedilen şehir uzun süre Sultanönü Sancağı olarak kalmıştır. Bizans’tan Selçuklulara, Osmanlılar’dan Cumhuriyet’e kadar uzanan kadim bir şehir Eskişehir. Bazı tarihçilere göre Karacaşehir olarak bilinen Odunpazarı; Eskişehir’in güney kesimindeki tepelerin üzerine kurulmuştur. Eskişehir’de 1905 yılında çıkan büyük yangın kentin aşağıda bulunan esnaf bölgesini ortadan kaldırınca, ticarethaneler ve kamu yapılarının bu bölgeye doğru kaydığı “Odunpazarı” ismini alan bölge, aynı zamanda; lületaşı ustaları, bakırcılar ve demirciler gibi geleneksel el sanatlarının isimleriyle anılan sokakların kurulmasına sahne olmuş. Osmanlı sivil mimari örneklerini koruyan kent, kıvrımlı yolları, çıkmaz sokakları, ahşap süslemeli bitişik düzenli, cumbalı evleri ile örf, adet ve geleneklerini koruyarak bir bütün olarak günümüze kadar gelmiş (Kaynak:http://www.odunpazari.bel.tr).
eskisehir_mbcb_05

eskisehir_mbcb_06

 

Neleri gezdim?

 

– Porsuk Nehri boyunca hiçbir yerde oturmadan yürüdüm. Şair Fuzuli Caddesi ve Porsuk Bulvarı’nın tam kesiştiği noktada karşıdaki tuğlalı binayı sevdim; Porsuk boyunca da en çok bu noktayı beğendim.

– Çarşı Cami’sini kendime başlangıç noktası kabul edip önce onun etrafını gezdim. Sıcaksular’daki kıraathanelerde çay içmeyi ve Değirmen Sokak’taki helvacılara uğramayı ihmal etmedim. Eskilerden kalma ayakkabı tamircileri ve bıçakçıların olduğu dar sokaklardan geçtim. Dükkanlardan içeri kafamı uzatıp, ustalarla selamlaştım.

– Çarşı Cami’sinden Hamamyolu Caddesi boyunca yürüdüm; gözüme kestirdiğim ara sokaklara da girdim.

– Hamamyolu boyunca devam edip, hatta biraz daha ileri gidince Odunpazarı’ndaki kentsel dönüşüm yapılan bölgeyi görüp yukarıya çıktım. Sağlı sollu iki tarafı da uzun uzun gezdim. Sağ taraftan başladım. Özellikle Arpacılar Türmen Hoca Sokak’ta bakımsız ancak bu halleriyle çok beğendiğim, ilham veren evler gördüm. Işıklar Sokak boyunca yukarı çıkıp yorulana kadar her sokağa girip fotoğraf çektim. Bu bölgeye ilk girdiğimde Müftüler Sokak’tan geçerken gördüğüm Kasr-ı Nur Cafe’de soluklandım. Sonra Kemal Zeytinoğlu Caddesi’nden karşı tarafa geçip o bölgeyi de gezdim. Bu tarafta evlerin (en azından benim gördüklerimin) hepsi restore edilmişti. Yalnız bana biraz turistik geldi. Çok yorulduğum halde beni çeken bir yer bulup oturmadım. Sonra da geldiğim tarafa doğru, bu sefer paralel yolları kullanarak yürüdüm.

Eskişehir ile ilgili ilk izlenimlerim ve gezdiğim yerler bu şekilde. Bir sonraki yazıda neler yedim-içtim ve neler aldım onları anlatacağım. İpucu vereyim; Balaban köftesi, çibörek, haşhaşlı çörek, cevizli yaz helvası, yerli susam, tahin, hatta simit ve boza bile var…

eskisehir_mbcb_03

eskisehir_mbcb_04

eskisehir_mbcb_08

eskisehir_mbcb_09

eskisehir_mbcb_10

eskisehir_mbcb_11

eskisehir_mbcb_12

eskisehir_mbcb_13

eskisehir_mbcb_14

eskisehir_mbcb_15

 

eskisehir_mbcb_16

eskisehir_mbcb_17


View mybeautifulcookbook’s favorite places in a larger map